Nihal Yalçın: İyi olmak, iyi durmak ütopyaya dönüştü

Paraya ve güce tapan bir toplumu körelen vicdanlar üzerinden eleştiren ‘Yol Ayrımı’ filminin Emine’si Nihal Yalçın, “Bu dönemin modası kötülük. Kötülük o kadar...

Nihal Yalçın: İyi olmak, iyi durmak ütopyaya dönüştü
Nihal Yalçın: İyi olmak, iyi durmak ütopyaya dönüştü

Nihal Yalçın, HT Magazin’den Ece Saruhan’ın sorularını yanıtladı.

 

Şener Şen’le kamera karşısına geçtiği ‘Yol Ayrımı’nda, Emine isimli bir işçiyi canlandıran Nihal Yalçın, Yavuz Turgul’un güce tapan bir toplumu körelen vicdanlar üzerinden eleştirmesinin çok kıymetli olduğunu söylüyor.

Başarılı oyuncu, içinde şiirler ve şairler geçen filmle ilgili, “Bir oyun, bir film izleyip hayatını değiştirebilirsin. Sanat bir ihtiyaç. Keşke daha çok insan sanatla sarmaş dolaş yaşayabilse” diyor.


Yavuz Turgul imzalı ‘Yol Ayrımı’ filminde Şener Şen’in canlandırdığı Mazhar Kozanlı karakterinin değişimini izlerken içimden geçen ilk kelime ‘ütopya’ydı. Sonra dedim ki kendime, “Silkelenip kendine gelsene! Sen değil miydin aynı Şener Şen’in canlandırdığı ‘Vecihi’nin varını yoğunu sevip de kavuşamadığı kızın ailesine vermesine tüm kalbiyle inanıp gözleri dolu dolu alkış tutan?” Sahi ne oldu da Tolstoy’dan alıntıyla, “Kalbimizde Tanrı’nın ışığı vardır, onun adı da vicdandır” diyen bir film ütopik geliyor bize? İzleyen herkes, şu soru üzerine düşünse ‘Yeni Hayat’ sadece Mazhar için değil hepimiz için mümkün olur belki de... Buyurun filmin Emine’si Nihal Yalçın’la sohbetimize...

 

‘ÖĞRENCİ GİBİ HİSSETTİM’

‘Yol Ayrımı’ filminin bir parçası olmak sana ne hissettirdi?

Çok heyecanlandım ve başta çok korktum ama korkularım boşa çıktı. 5 yıldır film yapmıyordum, uzun zamandır televizyonda bir şey yapmamak için direniyorum çünkü sevdiğim bir projenin parçası olmak istiyorum. Bu film, neden oyunculuk yapmak istediğimi tekrar görmemi sağladı. Yavuz Turgul, çok büyük bir usta. Mucizesi ne istediğini ve istemediğini çok net söylemesi. Bir oyuncunun iyi oynamasını sağlayacak en önemli şey oynadığı role ikna olmasıdır, inanmazsan bitersin. ‘Yalan Dünya’yı “Artık bunu oynayamam, inanmıyorum” noktasında olduğum için bırakmıştım. ‘Yol Ayrımı’ için 3 kez audition’a girdim. Oyuncu olarak kafanda bir şey oluyor, bildiğin yerden oynuyorsun. Filmi seyrettiğimde gördüm ki Yavuz Hoca ne yaptıysa çok doğru yapmış. Hayatımda ilk kez birine çok güvendim, kendimi yeniden öğrenci gibi hissettim. Oyuncu olarak hepimizin birtakım arızaları var ve biz bunları fark edemeyebiliriz. Yavuz Hoca bu arızaları fark ediyor ve sana öyle bir cümle kuruyor ki adını koyamadığın bir şeyi keşfetmiş oluyorsun ya da “Bana bunu daha önce kimse söylemedi” diyorsun.

Sana neyi keşfettirdi?

Ben bazen çenemi kasarım biraz, seyrederken fark ederim. Yavuz Hoca “Yapma” dedi. “Ne yapıyorum?” dedim. “Rahat bırak kendini. Gülümse, sen gülümseyince çok güzel bir kadın oluyorsun” dedi. Ben çok eğlenceliyimdir ama çok az gülümserim, hatlarım da sert. Birinin bunu fark etmesi, bununla ilgilenmesi çok kıymetli. Kameranın arkasından bana sürekli “Gülüşünü göster” diye işaret yapıyordu. Yavuz Hoca’ya teslim oldum ve uzun zamandır ilk kez gönlüm bu kadar rahat.

Canlandırdığın Emine, cesurca muhatabının yüzüne sözünü söyleyen bir emekçi. Slogan atmak yerine eyleme geçmesi çok etkiledi beni...

Emine’nin yatalak bir oğlu var. Babasını kaybetmiş, okutulmamış, birini sevmiş ama hiç istemediği biriyle evlenmiş, o da bırakıp gitmiş. Korkunç bir fakirlik içinde, buna da alışmış. Emeğinin sömürüldüğünün çok farkında. Belli ki maaşı verilmemiş ya da o fabrikada ona bir şey yapılmış. Canına tak etmiş çünkü çocuğunun tedavi masraflarını karşılayacak gücü yok ve bu çok gerçek bir dert. Cesaret dedin ya; Emine gibi derdi gerçek olanlar, canına tak edenler o cesareti gösteriyor bence. Biraz solculuk öğrenmiş, slogan atmıyor, cesaret gösteriyor ve bunun sonucunda çok ütopik şeyler oluyor.

 


Nihal Yalçın, “Sanatçının görevi slogan atmak değildir, işini en iyi şekilde yapmaktır. Savaş dönemlerinde bile oyun yaparak, film yaparak inat etmektir, direnmektir” diyor.

‘İNSANI, TOPRAĞI, HAYVANI SEV!’

Mazhar Kozanlı’nın değişimine ben de önce “Ütopik” dedim. Bize artık her türlü kötülük normal, iyilik ve vicdanın devreye girmesiyse akıl dışı, ütopya gibi geliyor. Çok yazık!

Gerçekten yazık! Film beğenilir, beğenilmez, o seyircinin takdiri ama benim için filmin peşine düştüğü şey çok kıymetli. Bence Yavuz Hoca da böyle bir dönemde insanların Mazhar’ın ‘Yeni Hayat’ına inanmayacağını düşünerek bu yola girmiş. İnanamadığımız şey bir adamın yıllar sonra “Vicdanım harekete geçti” demesi. Bir sürü insan “Böyle saçmalık mı olur?” diyecek, çünkü kötü şeyler görmeye, yalan söylemeye, doğruyu gizlemeye, birbirimizden şüphe etmeye, kötülüğe o kadar alıştık ki... Bu dönemin modası kötülük. Pazarından en pahalı mağazasına kadar her yerde bu modanın peşinden sürükleniyor insanlar. En fakirinden en zenginine herkesin bu modayı takip etme şekilleri var. Biri adam öldürüyor, mahalledeki abla da dedikodu yapıyor. Herkes bu modayı kendi bütçesine göre yaşıyor. Ortam kötülüğe çok müsait. İnsanoğlu çok hızlı adapte olan bir varlık, sorgulamayınca da kötülük işte böyle normalleşiyor. İyi olmak, iyi durmak, bizde ütopyaya dönüştü maalesef.

 

“Moda diye ben bunu üzerime giyemem” demeyi başarırız umarım.

Umarım. Bombalar, patlamalar, katliamlar, şehitler... Çok travmatik bir dönemden geçiyoruz, hayat gerçekten zor. İnsanın en büyük hedefi bütün rağmenlere rağmen en azından kendi küçük çevresinde iyi ve doğru durmaya çalışmak olmalı. Birbirini seven insan göremiyorum artık. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Sevgi çok önemli! Sev ya; insanı sev, çiçeği sev, hayvanları sev, toprağı sev! “Sen benim adımı nasıl ağzına alırsın? Sen kimsin!” durumu yedi bitirdi bizi. Saygıyı kaybettik, ispiyonculuğa teşvik edildik, hastalandık! Hata yapabiliriz, öfkelenebiliriz ama birbirimizi dinlemeyi, özür dilemeyi öğrenmeliyiz, yoksa düzelemeyeceğiz. Geçmişi tartışıp yolumuza bakalım. Birlikte yaşıyoruz bu ülkede. Mutluluk insanın yüzünden anlaşılır, bizim mutsuzluktan rengimiz soldu. Özellikle bunları gören çocuklara çok üzülüyorum. Bir tedavi yöntemi bulmamız lazım, yoksa ülkemiz bir tımarhaneye dönüşecek.

 


Nihal Yalçın, “Şener Abi (Şen), sette hepimizden daha enerjikti. 2 ay boyunca sete en erken gelen ve setten en geç çıkan oydu. Bir kere yüzünün asıldığını görmedim. Çok tatlıydı” diyor.

‘Varsın evim olmasın ama ben mutlu olayım’

Yalan Dünya’ çok popüler bir işti. Çok az insan senin yaptığını yapıp bırakmayı seçebilirdi bence...

Hayatım boyunca “Çok para kazanayım da bir evim olsun” diye uğraşmadım. Uğraşsam ‘Yalan Dünya’dan ayrılamazdım zaten. Hep “Bulurum bir yer, yaşarım, yeter ki huzurlu olayım” dedim. Hâlâ kirada oturuyorum. Varsın evim olmasın ama ben mutlu olayım. Bu yüzden içime sinmeyen dizi ve reklam tekliflerini reddediyorum. Gerek yok, mutsuz olduğumda uykum kaçıyor çünkü. Keşke ‘Yol Ayrımı’ gibi nice iş olsa, bir sürü farklı kadın karakter yazsalar da oynasam.

‘Süreç çok önemli’

Oyunculuğunu imaj üzerine inşa ederek yol almaya çalışanlar var. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Oyunculuğa kafasını takan, eğitimini alan, eğitimini almayıp sonradan kafasını takan, ne kadar emek istediğini gören hiç kimse bu işin imajıyla uğraşmaz. Yeni yetme, 2 dizide oynayıp ünlü olan ve ne yazık ki bence ömürleri de çok uzun olmayacak olan oyuncu adayı arkadaşlar, işin imajıyla ilgileniyorlar.

Bir rol nasıl yapılırdan ziyade, bir oyuncu nasıl giyinir, hangi marka çanta takar, nasıl bir arabaya binerle uğraşıyorlar. Bunlar çok kısa vadeli şeyler. Bu, şöhretten mutlu olmak demek, ben yaptığım işten mutlu olmak istiyorum. Süreç benim için çok önemli. Bir oyuncunun tüm mevzusu süreçtir. Bu filmde kendimden memnunum çünkü öğrencilik görevimi bence iyi yapmışım. Ne mutlu ki Yavuz Hoca da (Turgul) hakkımı teslim etti.

‘Yol Ayrımı’ içinden şiirler, şairler geçen bir film. Bu bile başlı başına iyi geliyor insana...

Sadece şiir değil, sanat tüm dallarıyla insana iyi gelir. Bir oyun, bir film izleyip hayatını değiştirebilirsin, vallahi sanat ihtiyacı olanın hayatını değiştirir. Bu kadar zor koşullarda yaşayan, tamamen sistemin suçu yüzünden kirasını, elektrik faturasını ödeyemeyen insanlara “Sanat bir ihtiyaç” demek büyük konuşmak gibi gelebilir, “Terbiyesiz” diyebilirler bize ama öyle! Keşke daha çok insan sanatla sarmaş dolaş yaşayabilse!


'Beni ben yapan ailemin hayata bakışıdır’

‘Yol Ayrımı’ çocukluk travmalarının, ailenin insanın hayatını nasıl etkilediğini de gözler önüne seriyor. Ailenle ilişkin nasıldı çocukken?

Filmde de gördüğümüz gibi çocukluğu, gençliği yaşatılmamış insanların sosyal statüleri ne olursa olsun bir gün bir yerden patlayan travmaları oluyor. Ben işçi sınıfından bir ailenin 5 çocuğundan ikincisiyim. Fakir bir mahallede büyüdüm, ortaokulda, lisede hafta sonları hep çalıştım.

Aileme “Neden bu kadar çocuk yaptınız? Ben niye bu kadar sorumluluk aldım?” diye kırıldığım zamanlar oldu ama şimdi düşünüyorum da annem 16 yaşında evlenmiş, 20’sinde beni doğurmuş. Babam da çok gençmiş.

Ben bugün 37 yaşında kendimi çocuk gibi hissediyorum, onlar da daha çocukmuş. Henüz kendileri çocuk olmalarına rağmen bizim için hep çok çalıştılar. Annem çok istemiş, okuyamamış.

Bize hep “Okuyacaksınız, başka çareniz yok” dedi. Bugün kimse kolay kolay 5 çocuk okutamaz, onlar o şartlarda okuttular. Benim mahallemdeki kızlar lise bile okuyamadı, konfeksiyonda çalıştılar.

Benim ailem aynı anda üniversitede 3 kız okuttu. Onlara borcum çok büyük. Neyimiz varsa paylaştık, bölüştük. Her türlü zorluğa birlikte göğüs gerdik. Annemi de babamı da çok seviyorum, beni ben yapan onların hayata bakışıdır. (Fotoğraflar: Sinan Bilgenoğlu)

Nihal Yalçın: İyi olmak iyi durmak ütopyaya dönüştü | Magazin Haberleri
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Özcan Deniz'den Feyza Aktan'la ilk fotoğraf
Özcan Deniz'den Feyza Aktan'la ilk fotoğraf
Adriana Lima isyan etti: Artık soyunmam
Adriana Lima isyan etti: Artık soyunmam